Amitai Etzioni’nin “Mutluluk Yanlış Ölçüt: Popülizme Liberal Komüniteryen Bir Yanıt” adlı eseri, modern liberal demokrasilerin karşı karşıya olduğu popülist meydan okumaya dair bir teşhis sunmaktadır. Etzioni, sorunun kökenini, bireysel mutluluğu ve hazcılığı merkeze alan bir anlayışın toplumsal bağları ve ahlaki temelleri aşındırmasına bağlar. Ancak, bir hastalığın semptomlarını doğru tespit etmek, önerilen tedavinin mimarisinin sağlam olduğu anlamına gelmez. Etzioni’nin toplulukçu (komüniteryen) reçetesi, popülizmin yarattığı boşluğu doldurma iddiası taşırken, temel ilkeler, sistemik teşhis ve mantıksal tutarlılık testlerinden geçirildiğinde ciddi mimari kusurlar barındırdığı görülmektedir.
1. İlkesel Çerçevenin Sarsılması: Bireysel Özgürlük vs. Kolektif “İyi”
Etzioni’nin argümanı, daha en başta temel bir ilkeyle, bireysel özgürlük prensibiyle çatışır. Popülizmin panzehiri olarak önerdiği “liberal toplulukçu (komüniteryen)izm”, bireysel haklar ile toplumsal sorumluluklar arasında bir denge kurma iddiasındadır. Ancak bu denge, “iyi yaşam”ın ne olduğuna dair kolektif bir tanımın bireysel mutluluk arayışına üstün gelmesiyle sağlanır. Bu, son derece tehlikeli bir mimari tercihtir. “İyi yaşam”ın ne olduğuna kim karar verecektir? Bir topluluğun ahlaki ve erdemli bulduğu bir yaşam tarzı, o topluluk içindeki bir azınlık veya farklı düşünen bir birey için baskıcı bir mekanizmaya dönüşebilir. Argüman, bireyi, belirsiz ve potansiyel olarak tiranlaşabilecek bir kolektif iradenin ahlaki yargısına tabi kılarak, liberalizmin en temel kazanımını riske atar.
2. Sistemsel Yeniden Teşhis: Sorun “Mutluluk” Değil, Başarısız Devlet Aygıtıdır
Etzioni, popülizmin yükselişini doğru bir şekilde ekonomik güvencesizlik ve kültürel yabancılaşma gibi semptomlara bağlar. Ancak hastalığın kaynağına dair teşhisi eksiktir. Sorun, insanların “mutluluğu” yanlış bir şekilde bireysel hazda araması değildir. Başlıca sistemik neden, devlet aygıtının temel görevlerini yerine getirmedeki başarısızlığıdır. Hukukun üstünlüğünü sağlayamayan, mülkiyet haklarını koruyamayan, adil bir rekabet ortamı yaratamayan ve vatandaşlarına güvenlik sunamayan bir sistemde, bireylerin hissettiği anlamsızlık ve güvensizlik kaçınılmazdır.
Popülizm, bu başarısız sistemin yarattığı boşluktan beslenir. Etzioni’nin toplulukçu (komüniteryen)izmi de aynı boşluğa taliptir. Her ikisi de, devletin çözmesi gereken sistemik sorunların faturasını bireye ve onun “ahlaki eksikliklerine” keserek, sorumluluğu yanlış yere yıkar. Gerçek sorun, bireylerin ahlaki bir pusuladan yoksun olması değil, içinde hareket ettikleri sistemin mimarisinin çürümüş olmasıdır.
3. Mantıksal Stres Testi: Toplulukçu Ütopya, Distopyaya Ne Kadar Uzak?
Etzioni’nin önerdiği modeli bir “stres testine” tabi tutalım. Bir topluluğun, ortak değerler etrafında birleşerek “iyi bir yaşam” inşa ettiğini varsayalım. Bu topluluk, kendi ahlaki çerçevesine uymayan sanatı, edebiyatı veya yaşam tarzlarını “toplumsal sağlığa zararlı” bularak dışlayabilir mi? Dahası, bilimsel verilerle çelişse dahi kendi inanç sistemiyle uyumlu olması adına eğitim müfredatından belirli bilimsel teorilerin çıkarılmasını meşru görebilir mi? Tarih, kolektif “iyi” adına bireysel özgürlüklerin nasıl ve ne kadar kolayca feda edilebildiğinin sayısız örneğiyle doludur. Etzioni’nin modeli, bu tür bir tiranlığa karşı liberalizmin mevcut güvencelerinin ötesinde, modele özgü yeni ve somut mimari güvenceler sunmamaktadır. Bu sessizlik, önerilen çözümün, tedavi etmeyi vaat ettiği hastalıktan daha tehlikeli olabileceğini düşündürmektedir.
4. Psikolojik Motivasyon ve Gizli Mimari
Etzioni’nin argümanının arkasında, şüphesiz, toplumsal çöküşe karşı duyulan samimi bir endişe yatmaktadır. Ancak bu, bireyciliğin aşırılıklarına karşı geliştirilmiş, kolektivist çözümlere yönelik bir ön yargıyı da barındırır. Bu durum, yazarın, liberalizmin başarısızlıklarını, onun temel ilkelerinin bir sonucu olarak görmesine neden olur.
Daha derin bir katmanda ise, toplulukçu (komüniteryen) reçetenin, yazarın niyetinden bağımsız olarak sistemin temel güç dengesizliklerini görünmez kılan bir “sis perdesi” işlevi görme riski mevcuttur. Vatandaşları bireysel bir ahlaki uyanışa ve “anlamlı bir hayat” arayışına davet etmek, onlara ekonomik güvencesizliklerinin ve politik temsiliyet sorunlarının sistemsel kaynaklarını sorgulamayı unutturabilir. Bu durum, toplulukçu idealin, yapısal adaletsizlik taleplerini birer kişisel “ahlaki gelişim” projesine indirgeyerek asıl çözülmesi gereken krizlerin üzerini örtmesine yol açan istenmeyen bir sonuca hizmet edebilir.
